Bakü gezimde Haydar Aliyer Merkezi’ni görmeyi özellikle istiyordum. Fotoğraflardan tanıdığım bu yapı , karşısına geçtiğimde beklediğimden çok daha farklı göründü. Bu bina , gördüğümüz hiçbir yapıya benzemiyor. Duvarın nerede başlayıp çatının nerede bittiğini anlamak neredeyse imkânsız. Beyaz yüzeyi dalga gibi yükseliyor , sonra tekrar yere doğru iniyor . Sanki beton değil de rüzgârın şekil verdiği bir kumaşa bakıyormuşsunuz hissi uyandırıyor.

Binanın etrafında dolaştıkça her açıdan farklı bir görüntüyle karşılaştım. Bir noktadan baktığınızda tek parça gibi görünen yapı. Birkaç adım sonra bambaşka bir forma dönüşüyor. Gün ışığı kıvrımların üzerinde sürekli değişiyor, gölgeler yapının karakterini her an yeniden şekillendiriyordu. Bir süre sonra fotoğraf çekmeyi bırakıp sadece binayı izlemeye başladım. Yapının en dikkat çekici yanıda buydu , her açıdan farklı bir izlenim bırakıyordu.

İçeri girdiğimde dışarıdaki akışkan mimarinin içeride de devam ettiğini fark ettim. Geniş ve ferah salonlar ; yüksek tavanlar ve doğal ışık sayesinde oldukça etkileyici bir atmosfer oluşturulmuş. Merkezin içinde sanat sergileri , konferans salonları ve kültürel etkinlik alanlarının yanı sıra Azerbaycan ‘ın tarihini ve kültürünü tanıtan bölümler yer alıyor.


Geleneksel kıyafetler , el sanatları, müzik aletleri , klasik otomobil koleksiyonu ve ülkenin önemli yapılarının minyatürleri de görülebiliniyor.




Bu yönüyle Haydar Aliyev Merkezi , yalnızca mimarisiyle değil , sunduğu kültürel içerikle de dikkat çekiyor.




Haydar Aliyev Merkezi’nin Zaha Hadid tarafından tasarlandığını zaten biliyordum . Ancak bu yapıyı gördükten sonra merakım binadan çok mimarına yöneldi. Zaha Hadid’in yaşamını ve tasarım anlayışını araştırmaya başladım.




Bağdat’ta doğan , eğitimini Londra’da tamamlayan Hadid’in mimarlığın en özgün isimlerinden biri olarak kabul edildiğini öğrendim. 2004 yılında mimarlığın en prestijli Pritzker Mimarlık Ödülü’nü alan ilk kadın mimar olmuş. Ne yazık ki 2016 yılında ,henüz 65 yaşındayken hayatını kaybeden Zaha Hadid , arkasında Haydar Aliyev Merkezi’nin yanı sıra Londra Aquatics Centre, Roma’daki MAXXI Müzesi , Guangzhou Opera House , Seoul ‘deki Dangdaemun Design Plaza gibi dünyanın farklı şehirlerinde önemli eserler bırakmış.




Araştırırken karşıma sık sık “dekonstrüktivist mimari “
kavramı çıktı. Okudukça bunun , alıştığımız simetrik ve keskin çizgili mimarinin dışına çıkan bir tasarım anlayışı olduğunu öğrendim. Bu yaklaşımda amaç sadece farklı görünen yapılar tasarlamak değil; yapının bulunduğu çevreyle bütünleşmesini sağlamak , hareket hissi oluşturmak ve her açıdan farklı bir deneyim sunmakmış.Haydar Aliyev Merkezi’nin yeniden düşündüğümde , ilk anda hissettiğim şaşkınlığın tesadüf olmadığını farkettim. Binanın tek bir açıdan değil , etrafında dolaştıkça değişen görünümü ve akışkan formu , Zaha Hadid’in bu tasarım anlayışını en iyi yansıtan örneklerden biri.




İlk bakışta sadece farklı ve etkileyici görünen Haydar Aliyev Merkezi , hakkında araştırma yaptıkça benim için daha anlamlı hâle geldi. Özellikle Zaha Hadid’in tasarım anlayışını ve dekonstrüktivist mimarinin özelliklerini öğrendikten sonra binanın her kıvrımının ve formunun neden böyle tasarlandığını daha iyi anladım.


