” Bazı insanlar çok kitap okur. Bazılarıysa tek bir kitabı kutsal sayar… ama hiç okumaz.” Bu söz çoğu zaman Nietzsche’ye atfedilir. Burada hedef alınan şey inanç değil , sorgulamadan donmuş zihinlerdir. Okumak, yalnızca harfleri takip etmek değildir. Okumak; rahatsız olmaktır , şüphe duymaktır, kendi doğrularını riske atmaktır. Okumayan insan düşünmez . Düşünmeyen insan sorgulamaz. Sorgulamayan insan ise yönlendirilir.

Tarih boyunca iktidarlar , çok okuyanlardan değil ; tek metni ezberleyenlerden güç almıştır. Çeşitlilik kafa karıştırır. Karşıt fikirler risklidir. Bu yüzden tek doğru , tek metin , tek yorum tercih edilir.
Bazı insanlar çok kitap okur. Farklı düşüncelerle karşılaşır , çelişir, bazen geri adım atar, bazen fikrini değiştirir. Bu insanlar için bilgi bir sığınak değil , bir yolculuktur.
Bazılarıysa tek bir kitabı kutsal sayar . Ama onu gerçekten okumaz . Çünkü okursa soru doğabilir . Soru doğarsa belirsizlik gelir. Belirsizlik ise korkutur. Bu yüzden metinler ezberlenir ama anlaşılmaz , tekrar edilir ama düşünülmez. Okumak tehlikelidir. Çünkü okuyan insan karşılaştırır. Karşılaştıran insan çelişki görür. Çelişki gören insan soru sorar. Soru soran insan ise itaat etmez.
Nietzsche ‘nin tehlikeli bulduğu şey Tanrı değil, Tanrı adına düşünen başkalarıdır. Kendi aklını devreden çıkarıp, hazır yorumlarla yaşayan insan . Belki de bu yüzden okunmayan inanç en tehlikelisidir. Çünkü düşünmeyen inanç oy verir. Sorgulamayan inanç , alkışlar. Anlamayan inanç , gerektiğinde susar. Nietzsche’nin asıl derdi , düşünmeyi bırakmış insanladır. Kendi aklını devre dışı bırakan , başkasının yorumunu hakikat sanan insanla. Bu yüzden “ okumayan inanç” ifadesi bugün hâlâ bu kadar güçlüdür.

Belki mesele hangi kitaba inandığımız değil; onu gerçekten okuyup okumadığımızdır. Belki de asıl soru şudur : Okuduklarımız bizi daha sakin, daha anlayışlı , daha açık fikirli yapmıyorsa….
Gerçekten okuyor muyuz ?



